Saat 14:00 gibi Sagada'ya vardım, çok yorgundum ama uyuyarak günümü ziyan etmek de istemiyordum. Karnım zil çalıyordu. Lonely planet kitabının önerilerine uyup Yoghurt House'a bir şeyler yemeğe gittim. Patlıcanlı sandviç sipariş ettim. O kadar güzeldi ki tadı. Ama mekan çok batılı gibi geldi bana. O yüzden bir daha uğramadım, batıyı sevmediğimden değil, kasabaya uyum sağlamak adına yani. Fakat yediğim şeyin hakkını yememek lazım. Patlıcanlı sandviç. Bayılırım patlıcana!
Yemeğimi yedikten sonra küçük şelalere gitmeye karar verdim. Çünkü yakın ve rehbersiz gidilebilecek tek mekan orasıydı. Pamela ile yeni tanışmıştık. Buluştuk, turizm bürosundan yol tarifini aldık, ve yürümeye başladık. Normalde, 25 dakika sürmesi gereken bir yürüyüştü bu ama biz 40. dakikada hala varamadık :) İnsanlara soruyoruz, nerede diye.. İşaret parmağı havaya kalkıyor, uzaklarda bir yeri gösteriyor. Düz gidin, demir kapı göreceksiniz, demir kapının yanında elektrik direği var. O kapıdan girin sonra devam edin.. Ne muhteşem bir tarif... Bir aşağı bir yukarı yürüyoruz ama demir kapı filan yok. Elektrik direkleri her tarafta. Daha sonra bir demir kapı gördük, içeri girdik.. Bir evin banyosunun yanında bulduk kendimizi. Bir kaç kişiye daha sorduk, yine aynı cevap, tabi işaret parmağı havada ve bir yerleri gösteriyor.. En sonunda kadının biri, bizi demir kapının önüne bıraktı :) Demir kapının önünden meğer kaç kere geçmişiz.. Neyse, demir kapıdan kısa bir yürüyüşten sonra küçük şelalere vardık. Gerçekten çok küçüktü..
Çok etkileyici bir yanı yoktu. Adı üstünde, küçük; çok şey beklememek lazım dedik. Yürüdüğümüze ve konuşup daha çok kaynaştığımıza sevindik ve kasabaya geri döndük.
Kasabaya geri döndükten sonra kahve içip bir şeyler yemek adına Lemon Pie House'a gittik. Evet, burası tek dişli Katrina'nın mekanı.
Killing me softly chicken mevzusu ile ilk tanışık olmamız burada gerçekleşti. Aslında biz, verilen isime takıldık. Sonra hayal gücümüzü kullandık ve çok eğlendik. Fonda çalan "killing me softly" şarkısı, bunu duyan ve kümeste tir tir titreyen, stresli tavuklar.. Hepsi birbirine bakıyorlar acaba bu sefer sıra kimde diye.. Karanlıklardan, kırmızı şalı ile Katrina beliriyor, fonda çalan şarkıyı o da sessizce mırıldanarak kümese yaklaşıyor. Dan dan dan adım sesleri..Tabi, Katrina'nın yüzünü göremiyoruz, sadece bedeni, ve elleri ve rüzgarda havalanan kırmızı şalı.. Eli yavaşça kümese uzanıyor bir tavuğu yakalıyor.. Diğer tavuklar rahatlıyor biraz da olsa. Bir köşede uluyan bir köpek var. Bize göre "Hi Doggy" ama onlara göre "Hi Foody".. Ondan sonra Katrina'nın çocukları tavuğu hunharca öldürme törenini izlerken sağa sola sallanarak " killing me softly" şarkısını söylüyorlar, ortamda sis var, hafiften karanlık falan filan :-)
Bir de Mary mevzusu var bahsetmem gereken. Mary, Katrina'nın eltisi :-)). Aralarında bir sorun var ama ne olduğunu çözemedik. Mary, katiyen Katrina'nın evine gelmiyor. Katrina da Mary'den pek bahsetmek istemiyor. Katrina'ya o kadar gaz vermemize rağmen ağzından baklayı alamadık. Mary diyince hafiften bir suratı ekşidi tabi, gözümüzden kaçmadı ama sorun ne bilemedik. Fakat Pamela ve ben, bu olayda Katrina'nın fanatik destekçisi olmaya ve Mary'den nefret etmeye karar verdik. Evet, ne olursa olsun Katrina haklıydı :) Bir kaç günde kasabanın tüm olaylarına hakim olduk yani :)O andan itibaren ters giden herşeyin sorumlusu Mary olacaktı.. :-D
İkinci günün sabahı, büyük şelalere gitmek için hazırdım. Saat 7 buçuk gibi, Mary'nin evinde kalan Malezyalı 10 kişilik gruba yama olduk. 10 kişilik grubun 4 tanesi anne, diğerleri ise çocuk. 40'lı yaşlarına yaklaşmış olan bu anneler hala sırt çantalarını alıp dağlara taşlara çıkıyorlar. Güney Afrika'dan tutun, Türkiye'ye kadar bir çok mekana gitmişler. Bir araçla belli bir noktaya kadar gittik ve o noktadan sonra uzun ve biraz da yorucu bir yürüyüş başladı.
45 dakikalık bir yürüyüşten sonra büyük şelaleye vardık.. O kadar güzeldi ki.. Fotoğrafımda çok etkileyici çıkmamış çünkü şelalenin yakınına gitmek için sulara girmek gerekiyor. Fotoğraf makinemi geride bırakıp şelalenin yanına gittim. O masmavi ve buz gibi suda yüzmek nasıl güzel bir şey anlatamam size. Yenilendiğimi, tazelendiğimi hissettim. Suyun yere çarptığı yerde oluşan, ve dibine dokunamadığım o doğal havuz da yarım saat-1 saat arası yüzdükten sonra kıyıya çıktım. Dayanamadım, bir daha daldım suya :)
Şelalenin hemen yanında çekilmiş fotolar Malezyalı anne grubunda. Bana mail atacaklar. Aldığım zaman buraya eklerim. Neyse, daha sonra aynı yolu geri döndük. Tepelerde kalan köyün birinde bizi alacak olan aracı beklemeye başladık. Hemen karşımızda olan ilkokul dikkatimi çekti. Ben, ben olduğum için tıpış tıpış okula daldım, sınıflara girdim. Aslında öğretmenlerle konuşmak istiyordum ama galiba tenefüsteydiler, öğretmenleri göremedim. Sınıflarda mevcut ülke başkanlarının fotoğrafları var. Bana çok anlamsız gelen bu uygulamanın, insanlara o yaştan itaat etme kavramını enjekte etme amacıyla yapıldığını düşündüm. Sınıflardan manzaralar size:
Kasabaya sonunda geri döndük. Yolda Mary ile karşılaştık, hani şu Pamela ile nefret etmeye karar verdiğimiz kadın :)Nerede yemek yiyebileceğimizi sorduk. Strawberry Cafe diye bir yeri önerdi. Mary'e bir şans daha verdik (gariban kadın, bilmiyor tabi ona karşı beslemeye karar verdiğimiz, öyle hissetmek için kendimizi zorladığımız düşüncelerimizi :-) ) Çok lezzetli bir sebzeli omlet yedim. Fiyat biraz pahalı geldi, bir de yemeğin gelmesi biraz uzun sürünce bilin bakalım kimi suçlu bulduk.. Tabi ki Mary!! Kesin bile bile yaptı, biliyorduk!! :)
Öğleden sonra mağaralara gitmeye karar verdik. İki tane mağara var ve bu mağaralar yer altından birbirlerine bir şekilde bağlanmış. Ancak mağara bağlantısını geçebilmek için sürüneceğiniz seviyede tünellere girmek, belinize kadar suya batmak gerekiyor. İçerideyken panik olabileceğimi düşündüm. Kapalı alanlar beni fena yapar bazen. O yüzden mağaraların sadece giriş kısımlarına gitmeye karar verdik Pamela ile. Şimdi düşünüyorum hala, acaba iyi bir karar mıydı diye..Neyse geçti artık..
Mağara fotoğraflarım çok etkileyici değil ama eski bir geleneği sizinle paylaşmam gerekiyor. Ölüleri burada toprağa gömmüyorlarmış. Tabutlarına biraz toprak eklenip, tabut dağların sarp yamaçlarının birinde asılıyor..
İlk resimde yamaçlara asılmış tabutlar var. Çok uzakta olduğu için küçük görünmüş tabutlar ama muhteşem "paint" bilgimle ile sizin için işaretledim :-) İkinci resimde ise mağaranın girişine bırakılmış tabutları sağ tarafta görebilirsiniz. Ölü bedenler artık taşa dönmüş tabi..
Üçüncü gün en güzel gündü diyebilirim.. Rehberimiz ile bir gün öncesinden anlaştık. Kiltepan'a gün doğumunu izlemeye gidecektik. Aynı günün akşamı ise Ampacao Dağına çıkıp gün batımını izleyecek, pirinç tarlalarını tepeden görecektik.
Gün saat sabah 4'te başladı. 4 buçuk gibi ben, Pamela ve rehberimiz John buluştuk, yürümeye başladık. Karanlıkta ilk defa ormanlarda yürüyordum. yıldızlar çok güzeldi, hava çok serindi. saat 5 buçuk gibi Kiltepan'a vardık. Kiltepan, dağın yamacında olan uçurumlu bir bölgeye verilmiş isim. Yüksekçe bir nokta. Özelliği, her sabah çöken sis. Fakat sis, Kiltepan'ın altında kalan bir seviyeye çöküyor ve çok harika manzaralar çıkıyor ortaya..
Bulutların üzerinde oturmak gibi bir şey bu. Saniyeler içerisinde manzara değişiyor ama her seferinde nefes kesici. Flickr'da Sagada diye aratın, Kiltepan'da çekilmiş çok güzel bir foto göreceksiniz..
Saat 6 buçuk gibi oradan ayrıldık. Reheberimiz bizi anayolda bıraktı ve akşam saat 4 civarında buluşmak için sözleştik. Pamela ile Rock-inn cafe'ye gitmeye karar verdik. yolumuzun üzerindeydi ve çok güzel bir yer olduğu söylenmişti bize.
Günün ilk ışıklarından her şey daha bir güzel görnüyor sanki.. Yol boyunca örümceklerin ağlarını, hummalı çalışmalarını izledik. Hayran kaldım,çok güzel göründü gözüme..Neredeyse her adımda durup, uzun uzun izledim.
Sonra Rock-Inn Cafe'ye vardık. Köpekler, kediler, horozlar ve kuşların olduğu evlere şenlik bir mekan. Yemekler çok güzel. Mary'nin önerdiği yere göre çok daha ucuz. (Mary bu, ne beklersiniz ki.. :-D ) Kendime yoğurt dolgulu, böğürtlen reçelli pancake ısmarladım. Süper bir kahvaltıydı.
Ve her yerde olduğu gibi, burada da mekan çalışanları gelip yanımıza oturdu. Uzun uzun sohbetler edildi. Öğrendim ki, Sagada'nın yerel halkı bu kasabadan olmayan kişilere asla arazi satmıyorlar, evlerini satmıyorlar. Sadece kiralıyorlar. Kasabada olan tüm pansiyonlar, restaurantlar hep buranın yerel halkına ait. Bu arada arada rekabet yok, yerinde birbirlerini destekleme var. Mesela bu mekanın sahibi olan kadın, ertesi günün kahvaltısı için buraya gelin demekten ziyade, başka başka mekanlar önerdi. Mantık, onlar da kazansın, oraları da görün..
Saat 4 gibi rehber ile buluştuk ve 2 saatlik bir yürüyüşle Ampacao dağının tepesine vardık. Amaç gün batımını izlemekdi ama sis çöktü, yağmur yağdı. Ne pirinç tarlası, ne de günbatımı görebildik. Ama olsun.. Doğa yürüyüşü işte. Hava iyice karardıktan sonra dönüş yoluna başladık. Elimizde gaz lambaları, dağlar, ormanlar arasında karanlıkta yürümekten çok zevk aldım. Kasabaya vardıktan sonra duş almak için kaldığım yere geçtim.
Biraz da kaldığım yerden bahsetmek istiyorum. Yellow Inn House'da kaldım. Sadece 2 tane odası olan, sevimli bir yer. Bir odada ben, diğerinde Pamela kaldığı için, pansiyondan ziyade ev gibi hissettirdi kendini. Bir de mekan sahipleri ile kaynaşılınca tam bir ev ortamı size.
İki katlı bir ev. Öyle lüks bir yer değil, zaten bu backpacker tarzı bir gezi olduğu için bütçeye uygun mekanlarda kalmak lazım.
Alt katında güzel bir cafe var. Ne isterseniz pişiriyorlar ama erkenden siparişi vermeniz lazım ki, gidip alışveriş yapsınlar sizin için. Birde şarap satılıyor. Tatlarına baktım ama sevmedim. Güzel göründükleri kesin ama :)
Son olarak fiyatlar,
Kalacak yerler gecelik kişi başı 200 Peso= yaklaşık 5-6 lira
Yemek fiatları, 50-200 peso arası değişiyor = yaklaşık 1,5 lira-5 lira arası
Rehber Fiyatları 400-600 peso = 12-17 lira arası tabi bu fiyat başkaları ile paylaşılıyor
Otobüs ücreti 250 peso = 7 lira civarında birşey..
Böyle :)
Sevgiler!!
4 comments:
Fiyatlar super uygun
gitmek gormek lazim not aldim
tesekkurlerrr
Fiyatlar çok uygunmuş. Seyahat listeme ekliyorum sagada'yı:)
Serrose & bookworm
-------------------
Evet, mutlaka eklemeniz lazim. Filipinler'de Boracay disinda her yer bu sekilde ucuz oluyor. Hele Filipinler disinda calisip para burada harcaniyor ise cidden cok ucuz. eeee tabi ucak masrafi var bir de ama olsun :)
Muhteşem paint brush ok çizimine hayran kaldim.Bir yandan da tabutlari anlayalim diye gösterdiğin bu çaba hoşuma gitti.:)
Bulutlar ve örümcek ağlari inanilmaz..Bir de bu sefer daha iç acıcı yemekler gördüğüme gerçekten çok sevindim..
Post a Comment