Saturday, December 13, 2008

Tatillillallillaylayliromlaydayım-1 Sagada



Selamlar!!

5 gündür uzaklardaydım. Çok keyifli, çok yorucu, çok öğretici muhteşem bir 5 gün geçirdim. Sagada, beklediğimden çok çok güzel çıktı. Bölüm bölüm anlatmam lazım size

1) Manila'dan ayrılış
Manila ile ilgili yazdığım her yazıda ne kadar sıcak ve ne kadar kirli bir yer olduğunu söylemişimdir. Ter, egzos dumanı, nem, sıcak, gürültü vs Manila'nın olmazsa olmazları.(tabi şehir sadece bu sıfatlarla sınırlı değil ama bu yazdığım kavramlar peşinizi bırakmıyor bu kaotik şehirde)
Herşey gibi, otobüse binmek de bir mesele Manila'da. Çünkü otogar denilen birşey yok. Her otobüs firmasının kalktığı belli başlı noktalar var. Neyse, ben Victory Liner denilen salak firmadan biletimi aldım ve Baguio kentine doğru yola çıktım. Yaklaşık 5 saat sürecek bir yolculuktu bu.
Manila'da ejderha nefesinin altında yaşarken, birden Victory Liner firmasının kutup iklimine sahip otobüsleri insanda şok yaratıyor. Otobüsün klimasının sadece aç-kapa düğmesi var galiba, ayarlama denilen olgu buralara pek uğramamış. Kazak giydim otobüste!! Dizlerimin sızlamasından uyuyamadım. Herkes montlarla, örtülerle oturuyor. bu işkencenin sebebini çözemedim. Bir de Baguio Manila gibi değil, dağların tepesinde bir kent ve oldukça serin. Manila'dan uzaklaşıp dağlara çıktıkça hava da serinleyince, klimanın performansı tepe noktasına çıktı tabi. Sabaha karşı 4 buçuk gibi Bagio'ya vardım. Hemen ilk taksi ile Dagwang terminaline gittim ve Sagada için otobüs bakmaya başladım. Otobüsün 5 buçukta kalkması gerekiyordu.

2) Baguio-Sagada yolculuğu
Otobüs saatlerinin yazıldığı küçük bir tahta vardı. Otobüsün saatini 6:00 olarak yazmışlardı. İyi ne yapalım dedim, biraz takıldım, sonra geldim ki ne göreyim. 6:00'ı silip 6:30 yazmışlar :-) Otobüs saat 7'de kalktı. Dikkatimi çeken bir kaç nokta oldu bu otobüs terminalinde.

-No Spitting Moma-
Moma ne acaba diye düşünürken, balgam olduğunu anlamam çok sürmedim. Bu yazı uygun bir uyarıymış gibi geldi.


-No baggages allowed inside!!!-
3 tane ünlem işaretine ve altındaki açıklamaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Üslup çok sertleşmiş.. Galiba çok ısrarcı olanlar var, bagajlarımızı bırakabilir miyiz diye çok üstüne gidiyorlar herhalde insanların.


-Forgot your Valid ID? Forget your discount..-
Bu yazı dananın kuyruğunu koparan uyarıdır benim gözümde. Gayet net, hedefine yönelik süper bir uyarı :-) Kimliğini mi unuttun? İndirimi de unut o zaman gibi gayet net açık ve anlaşılır. Bunca uyarının arasında insan azarlanıyormuş gibi hissediyor kendini, ki yaratılmak istenen hava o sanırım..


Neyse, otobüs yolculuğu saat 7 gibi başladı. Cordillera dağlarının arasında daracık bir yolda ilerliyoruz. Yol o kadar virajlı ki, otobbüsün sağ tarafında oturduğum için yüreğim hop hop hopluyor. Her dönülen virajda sanki otobüsün tekeri yoldan çıkacakmış gibi geldi bana.
20 dakika sonra geçeceğiniz yolu görebiliyorsunuz. Otobüs de nasıl külüstür anlatamam. Kapısı sürekli açık. ama manzaralar enfes!! Döne dolana döne dolana gide gide, Morning Star dinlenme tesislerinde mola verdik. Yıldızlığından eser kalmamış bu perişan mekandan bir foto size.. Bir de otobüsümüzün resmini çektim.




3) Sagada
Yolun son 3 saat toprak bir yolda geçti. Perişan oldum. yol boyunca umarım gittiğim yer buna değiyordur diye düşünmeden edemedim çünkü 6 saat dön dolan toz toprak yol gitmek inanın hiç kolay değil. ve sonunda mutlu son.. Sagada'ya varabildim.. Mini mini Sagada manzaraları size. Resimler de kötü göründüğünü farkettim şimdi.Ama çok şirin bir kasaba..




Tek caddesi, güleryüzlü, süper ötesi arkadaş canlısı insanları olan tatlı bir kasaba burası. Saat 9'da heryer kapanıyor, saat 10 gibi herkes yatıyor. Saat 9 buçuk oldu mu ister istemez esnemeye, buranın düzenine ayak uydurmaya başlıyorsunuz. Sessizlik her tarafta, saat gecenin bir yarısıymış gibi geliyor. Bu tüm kasabalılar tarafından kabul edilmiş bir kural ve ziyaretçilerin de bu kurala uyması bekleniyor. Müzikli çılgın barlar yok burada. Sadece doğa, dağlar, şelaler, temiz hava ve güzel yemekler var (muhteşem sebze yemekleri...) . Bir de Sagada'nın harika insanları tabi. Gürültülü Manila'dan sonra ilaç gibi geldi bana...

4) Sagada İnsanları

Şelaler, doğa gezilerimden başka bir yazıda bahsedeceğim size. Ama insanlarından bahsetmesem olmaz.

Hani kabile fotoğrafları görürsünüz ya, kadınlar üstsüzdür, sırtlarında çocukları vardır. Koca koca küpeler takmışlardır filan. Sagada insanları Hıristiyanlık buralara uğramadan önce öylelermiş. Kendilerini Filipino olarak tanımlamıyorlar.
Kalınacak mekanlar, kafeler filan aynı zamanda insanların evleri. Bir yerde kaldığınız zaman, akşamları mutlaka mekan sahipleri ile sohbet ederken buluyorsunuz kendinizi. İlk gece kaldığım yerde akşam yemeği için balık istedim. Bahçede güzel güzel oturup balık yiyp muhabbet ederken, mekan sahibi olan Perry ve arkadaşlarının ortada bulunan bir tabaktan gayet iştahlı iştahlı birşey yedikleri gördüm.

Yedikleri şey köpek etinden yapılmış sebzeli bir yemek...


Bana da ikram ettiler, çok leziz filan dediler ama dediğim gibi, benim de limitlerim var ve köpek eti bu limitlerin çok çok çok dışında. Yedikleri özel bir tür köpek yok. Her köpeğin eti makbül :) "Köpek sizin en iyi arkadaşınız ama benim en iyi yemeğim" demeyi de ihmal etmedi sevgili Perry :)Yargılamak yok... Kültürle alakalı bir şey bu.

Kasaba çok küçük olduğu için aynı insanları görüp duruyorsunuz ve bir süre sonra sanki çok uzun zamandır tanışmışsınız gibi geliyor. Benim ekolüm Katrina :)Bıcır bıcır ingilizce konuşan bu tek dişli ablamızın mekanına orada tanıştığım Singapurlu arkadaşım Pamela ile gittik. Lemon Pie ve mountain tea sipariş ettik.

Katrina siparişlerimizi getirdi ve yanımıza oturdu. Sonra uzun ve keyifli bir sohbet başladı. sohbet o kadar derinleşti ki, Katrina'nın kocasının içkici olduğunu, kuzenleri ile arazi yüzünden 15 sene süren bir davası olduğunu ve davayı sonunda kazandığını, bahçesine muz ekeceğini filan öğrendik. Kuzenlerini kınadık tabi ki..





Ah bir de "Killing me softly chicken" mevzusu var :-D Çok komik bir isim.. Bu bir gelenek.. Tavuğu hunharca öldürüp sonra yemeğini yapıyorlarmış. Tavuğu kanatlarından tutuyorsunuz, sopa ile kanatlarına vura vura tavuğu bayıltıyorsunuz.. Sonra tavuk hala canlı iken tüylerini yoluyorsunuz ve son adım, tavuğun kafasını eziyorsunuz :-S korkunç! Eski bir gelenek, tanrıya yapılan bir lütuf gibi düşünün bunu. Sonra o perişan tavuğun yemeği yapılıyor.. Tavuk gerçekten en yavaş şekilde öldürülüyor. Ben yiyemem o tavuğu, üzülürüm. Yüreğim sızlar.

Katrina'nın bahçesinde kaç saat oturduğumuzu hatırlamıyorum.. Çok güzel vakit geçirdim.

Aynı günün sabahı Pamela ile yürürken bir köşede durduk. Ne konuşuyorduk şimdi hatırlamıyorum ama birden kafamıza bir sürü kağıt uçak çarptı. Sonra sevinçli çocuk çığlıkları :-) Meğer aşağıdaki sevimli afacanların işiymiş bu.




Şelalere yürürken yol bağlantısının olmadığı köylerden geçerken de çocuklarla karşılaştım. Üç tane afacan bir tane sopaya tavuğu bağlamışlar ve kesmesi için ailelerine götürüyordu. yaşam tarzının insanı nasıl da değişik yaptığını düşündüm. Ben o yaşta olsam zır zır ağlardım tavuğu öyle görünce. Yediğimiz tavukların bir zamanlar canlı olacağını kabul etmezdim ama bu çocuklar tavuğu yakalamışlar, ayaklarından bağlamışlar ve kesmeye götürüyorlardı..


Bir de bir tane okuldan geçtim. Okulun etrafında oynayan çocukların da fotoğrafını çektim. Nasıl daa mutlulardı. Acaba bir gün modern hayatı görüp mutsuzluğa kapılacaklar mı? Onlar da özenecekler mi, bilmiyorum. Ama şimdi çok mutlu oldukları kesin



Bu yazdığımın iki katı kadar yazabilirim Sagada hakkında.. Ama çok uzatıp da sıkmak istemiyorum sizi :)

Tatil harikaydı, çünkü yoruldum, çünkü keşfettim, çünkü insanlar ile kaynaştım, nasıl yaşadıklarını öğrendim, doğayla berberdim. Yapmacık şeyler (alışveriş merkezleri, yüzme havuzları, animatörler) yoktu. Tekrar gitmeyi çok isterim bu kente..

Geleceğim Sagada, Bekle beni :)

5 comments:

serrose said...

Gezip gormenin SINIRI yok ne mutlu sanaa
buralara da bekleriz haa

Anonymous said...

Valla inanmıcaksın ama yazını okurken ben de gittim seninle, senin gittiğin yerlere, o otobüse ben de bindim, ben de üşüdüm, ilanları ben de okudum, akşam köpek etinin olduğu sofrada ben de bulundum, ama ben de yemdim senin gibi, pamela ve tek dişli kadınla akşam ben de oturdum, harika bir tatil olmuş gerçekten, teşekkürler, hem yazıların hem de resimlerin için. Tavuğa acıdım yalnız. Sevgiler

Brajeshwari said...

tatilinin iyi gecmesine sevindim.Tavuk eziyeti ve köpek katliamını okuyup, unutmaya çalıştım. Köpek etinin yanında içtikleri şey nedir ? Et suyu mu? :)

Ayrıca "No Spitting Moma" uyarısını sevdim. Turkiyede de bazı yerlere konsa fena olmaz sanki..

şelale ve doğa gezmeleri yazini merak ediyorum..

bookworm said...

Gerçekten çok hoş bir yere benziyor. Küçük yerlerde köylerde vs. yaşayan insanların özellikle çocukların ülke ne kadar farklı olsa da aynı göründüklerini ve benzerlikler olduğunu düşünüyorum. ben istanbul'da doğmuş büyümüş biri olarak sizin gibi yediğim tavuğun bir zamanlar canlı olduğunu bilseydim yemezdim. Ama çocukken tatile gittiğim köyümdeki çocukları görünce bende olan hayvan sevgisinin onlarda olmadığını, hayvanlar kesildiğinde ben ağlarken ve oradan hemen uzaklaşırken nasılda ailelerine yardım ettiklerine şahit olmak benim için ürkütücü olmuştu. Köpek eti olayı ve tavuk olayına üzüldüm. Özellikle tavağa tüylerim diken diken olduğunu söyleyebilirim.

Array! said...

Serrose
-------
Ya aslında çok istiyordum Japonya taraflarına gelebilmeyi ama çok pahalı... bütçemin çok dışında kalıyor. Galiba benim bir haftada yediğim para sadece havaalanı- şehir transferine harcanır Japonya'da :(

Yazbakim
--------
Bu şekilde hissettirebildiysem ne mutlu bana. Tavuk meselesini hiç sorma zaten. Katrina anlatırken beim gözler yerinden pörtler ve "canlıyken mi tüylerini yoluyorsunuz??" diye dehşetle sordum. Cevap ise en yayılmış bir ağızla " of couuuuurrrseeee, otherwise it wont be killed softly..":-S

Brajeshwari
----------
Yanında içtikleri şey et suyu değil, brandy içiyorlardı. Yapacak birşey olmadığı için her akşam içiliyor çünkü. Belirli bir saatten sonra herkesin kafası güzel oluyor yani.

bookworm
---------
Evet, çok güzel bir yerdi. Köpek eti olayına önce ben de üzüldüm ama daha sonra bunu kültüre bağladım. Bu biraz hintlilerin et yememesine benziyor. Muhtemelen bizim yediğimiz o burgerler, köfteler yüzünden hakkımızda neler düşünüyorlardır. Zamanında sahip olduğum ve çok sevdiğim köpeklerimin yenilen bir şey olması bana çok çok garip geliyor ama onlara değil. Fakat tavuk olayının kabul edilebilir bir yanı yok bence de..