Friday, February 20, 2009

El Nido Postanesi..




EL Nido'ya varınca JB ile tanışıp onunla beraber kaldığımızı sonra Natalia ile samimi olduğumuzu söylemiştim.

Başka insanlarla da muhabbetlerim oldu ve bir şey dikkatimi çekti: Orada tanıştığım kişilerin ortak bir özelliği vardı, hiç kimse direk tatil kararı verip El Nido'ya gelmemişti. Yani demek istediğim, aslında kimsenin planı "tatilimi yapıp işime döneyim" değildi.

Natalia, Canada'da bir mali denetim firmasında çalışırken biraz para biriktirip 6 ay ücretisiz izne çıkan birisi. İlk bir kaç ay ülkenin güneydeki bölgelerde bazı gönüllü projelere katılmış ve 1 aydır orada burada geziyordu. JB, Paris'ten değişim öğrencisi olarak Manila'ya gelmiş ve o da 1 aydır geziyor. Ben zaten paldır küldür oraya taşınmış ve sonra işimden istifa etmiş durumdaydım. Francesco diye ispanyol bir arkadaşla tanıştık. 35-36 yaşlarında. İspanyolların o bastıra bastıra ingilizce konuşmalarını bilir misiniz? Kafanıza vururlar sanki her kelimeyi:) Francesco'da sözcükleri kafamıza vura vura, Madrid'deki evini kiraya verdiğini, oradan aldığı kira parası ile 4 aydır yollarda olduğunu anlattı. Danimarkalı bir kızla da tanıştım ama ismini şimdi hatırlamıyorum. O da bir değişim programı ile öğretmenlik yapmaya gelmiş, 2 aydır geziyormuş meğer. Oh ne ala hayat yani. Aşağıda Natalia ve JB'nin fotoğrafını ekliyorum.



Natalia, çok eğlenceli, biraz da çılgın birisiydi, enteresan hareketleri vardı. Mesela, gecenin bir vakti, sessizlik içinde balkonda oturup içiyoruz diyelim. Havadan sudan sohbet ederken, aniden ayağa kalkıp bir yerlere koşmaya başlayan birisini düşünün. Natalia öyleydi işte. Birden bire sandalyesini geriye itiyor, hiçbir şey söylemeden koşmaya başlıyor. Neymiş, odasından kitabını getirecekmiş :-) Böyle durumlarda ben ve JB, birbirimize bakıp panik halinde ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. O kadar aniydi ki her hareketi, kesin ters birşeyler var diyorsunuz.

ABD'de yaşayan bir arkadaşım var. Birbirmize verdiğimiz bir söz var bizim. Kim her nereye giderse gitsin, gidilen şehirden mutlaka kart atılması gerekiyor. Bu geleneği El Nido'da elbette bozmak istemedim. Ancak şöyle bir problem vardı, her sabah saat 8 buçuk gibi tekne ile tura çıkıp akşam 6 da geri dönüyordum. Kısıtlı zamanım sebebiyle de her gün bu turlara katılmam gerekiyordu ki çevredeki herşeyi görebileyim. Fakat bir sabah, insanlardan rica ettim beni beklemelerini ve tın tın tın postaneye gittim elimde kartlarımla.

Postane, 8 buçukta açılıyor normalde. Belediye binasının sokağa bakan cephelerinin birinde. Yan yana kapılar var direk sokağa açılanç. Birisi postane, diğeri belediyenin hazine ofisi gibi birşey vs. Ben güzel güzel Postanenin önünde bekliyorum. 8:15 civarında oradaydım. Memurlar yavaştan geliyorlar, hazine ofisine giriyorlar. Postaneden tık yok. 8 buçuk oldu, kimse yok. 8:45 hala yoklar. Bu arada tekne beni bekliyor ve hazine ofisisne yaklaşık 7-8 kişi geldi. Belki postane memuruda hazine ofisine gitmiş, orada takılıyordur umuduyla saat 9 civarında kapılarını çaldım ve ofislerine girdim. Bu arada, olay aşağıdaki mahalde cereyan etmekte.



Oooh, içerideki eğlenceyi görmeliydiniz. Masalarda pilavlar, yemekler, kakara kikiri konuşmalar. En güzelinden bir kahvaltı fazlı gidiyor. İçeride olan herkesin kafası bana döndü ve derdimi anlatmaya başladım. Orta yaşlı bir amca

Orta Yaşlı bir amca: Gelmemiş mi hala?
Ben: Yok gelmedi hala, tekne beni bekliyor ve kartları göndermem lazım..

Pilavından bir kaşık daha aldı, elinde kaşık ile kapıya geldi. Kaşığı yavaşça havaya kaldırdı ve postanenin hemen bir iki blok ötesinde bir evi işaret etti.

OYBA: Bak, şu evi görüyor musun? O ev postane memurunun evi. Sen onun evine git, hem de sor neden geç kalmış. Çağır gelsin artık işe

:-) Şaka gibi ya. Ama şaşırmak yok. Orası Filipinler :-) Yapacak başka ne vardı ki, iyi peki dedim ve memurun evine gittim. Gayet rahat bir şekilde bahçe kapılarından içeri daldım ve zillerine bastım :) Kapıyı küçük bir kız açtı. Şaşkın gözlerle bana bakıyor. Beyaz bir adam elinde 2-3 tane kartpostal ile kapısında. Kıza derdimi anlatırken kapıyı kapattı. İçeriden bir kaç kelime konbuşma duyuldu. Bu sefer, evin annesi kapıyı açtı. Ona anlattım durumu, kızına döndü Tagalog dilinde birşeyler söyledi. Dediği şeyi anladım: "git uyandır" :-)

Ondan sonraki 15-20 dakika bir takım ger bildirimlerle geçti. Uyandı, duş alıyor, üstünü değişiyor. 5 dakika sonra gelecek. 10 dakiak sorna gelecek. baktım olacak gibi değil, kartları ve parayı evin annesine verdim. Ondan benim için yollamasını rica ettim ve tekneye fırladım. :-) Komikti, ev ahalisinin sabah sabah huzurunu kaçırdım ama olsun. Zamanında işine gitsin o da. Bu kadar rahatlık olur mu?? :-) Bu arada kartlar geldi ama :)) Önemli olan da bu zaten.

El Nido'daki günlerin hepsi ada turları yaparak geçti. Beni en çok etklieyen şeylerden bir tanesi su altı yaşamı oldu. Ben daha önce hiç dalmamıştım. Aslında bakarsanız orada da tüplü dalmadım ancak şnorkel ile daldım. Mükemmeldi.. Su altı kameram olmadığı için çok üzülmekle beraber, suyun içinde gördüklerimden ne kadar etkilendiğimi size anlatamam. O renkler, balıklar, deniz yıldızları, mercanlar, midyeler... O kadar çok değişik canlı var ki, bir kaç gün sonra aaa yine zebra desenli balık diye şikayet etmeye başladık. Üff burada sadece turuncu çizgili balıklardan varmış, başka yere gidelim diye söylendiğimizi biliyorum:) Çeşitliliğin ne boyutlarda olduğunu düşünün ki, turuncu balık memnun etmemeye başlıyor. Suyun üzerinden çekebildiğim bir iki fotoğrafım var sadece,bir tanesini paylaşmak istiyorum.



Off yaz yaz bitiremedim bu şehirde geçen şeyleri :) Nasıl bağlasam sonunu onu da bilemedim. Bu şekilde sonlandırdığım başka postlarım da var biliyorum.:-) Ama olsun. Bilemedim de bilemedim.. aklıma başlık da gelmedi zaten

10 comments:

Brajeshwari said...

daha anlatmalısın..heyecanla okuyorum valla..

Gezmelerin hiç bitmesin.. Hep yeni şeyler keşfet, güzel insanlarla tanış dilerim...

Array! said...

gaza geliyorum bak.. :)

İçimden Geldiği Gibi said...

son fotoya bayıldım...

Anonymous said...

çok eğlenceli günlere benziyor:) çok imrendim.

Colorful said...

yazdıklarını okumak çok çok keyifli, sonu gelmesin istiyor insan :)

Brajeshwari said...

gaza gelmiş halin buysa Array !!

Söyle bari neredesin ? Hala tren mi bekliyorsun..:)

Array! said...

İçimden geldiği gibi
-------------------
bir de canlı canlı görmelisin, gerçekten inanılmazdı.

tatlısukırosu
---------------
Evet, süper eğlenceliydi. Umarım daha eğlenceli günler hepimizi bekliyordur

ELLY
----
Çok teşekkürler ELLY :)

Brajeshwari
-----------
Ehehe, yok tren geldi gitti de :) Sanırım biraz tembel olmuşum

jay said...

Filipinler de uzun sure yasadiktan sonra anlattigin seyler okadar dogal geliyor ki :)

serrose said...

hem cok dalmak istiyorum hem cok korkuyorum bu nasil is ya:)
postane olayi keyifliymis :)

Angelica said...

Daha da anlatabilirsin :))
O kadar hoşuma gitti ki..
Mutlaka gitmeliyim :))