Saturday, December 12, 2009

Londra...


(Fotoğrafı ben çektim, çok beğendim :) )
ohoo, kaç ay geçmiş yine yazmayalı. Çok temebel oldum ben çok. Filipinler dönemlerinde çok yazmak istiyordum ama son dönemde pek içimden gelmiyordu. O zaman da insan hiç yazmak istemiyor. Ama dün böyle birşey oldu ve birden paylaşmak istedim bir sürü şeyi yine.

Artık İngiltere'deyim. En azından önümüzdeki Ekim ayına kadar buraada olacağım. Ondan sonrasını bilmiyorum. Şimdiye kadar zaten en fazla önümdeki bir senenin nasıl geçeceğini bilebildim. Tabi ki hiç birimiz bilmiyoruz, hayatta ne olacak ne bitecek. Ama şu "düzenli hayat" dedikleri şeye hala geçemedim. Bir oradayım bir burada. Nereye kadar bu böyle gider bilmiyorum ama galiba keyfim yerinde.. Daha çok param olsaydı daha çok keyifli olurdum ama böyle de iyi yine de :)


İngiltere'yi sevdim. Öyle sürekli yağmur yağması gibi bir durum da yok. İstanbul'da kışın hava ne kadar kapalı ise, burada da aslında öyle. Neden böyle bir algı var bilmiyorum. Hava çok değişken, gün içinde yağıyor, duruyor, güneş açıyor ama sürekli sürekli bir yağmur durumu yok.


(Kırmızı telefon kulübesi ve bedava gazeteler)
Londra'da yaşamıyorum, Londra'ya 1 saat mesafede küçük bir kasabadayım. Okulum burada çünkü. Küçük bir şehirde yaşamayalı çok olmuştu. Hayat daha yavaş akıyor bu küçük yerlerde, insanın bol bol zamanı oluyor. Hem zaten Londra'da yaşamaya param yetmezdi. Gayet sürünürdüm diye düşünüyorum. Fakat neredeyse her hafta sonu Londra'ya gidiyorum. Yapacak bir şey olmasa bile, her yerinden yaşam fışkıran bu kentin sokaklarında yürümek bile keyif veriyor insana.

Batı Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsine gittim şimdiye kadar, hemen hemen hepsinin başkentlerini, önemli şehirlerini ziyaret etme şansım oldu. Karşılaştırma yaptığım zaman Londra'da değişik birşeyler olduğunu söyleyebilirim. Bence o kadar güzel bir şehir değil. Hani bir yere gidersiniz, gezersiniz, tozarsınız sonra öyle birşey görürsünüz ki, vauwww diyesiniz gelir. İşte o an o şehir sizi içine alır. İstanbul'a ilk taşındığım zamanlardı. Beşiktaş'tan Anadolu Kavağı'na vapura binmiştim. Boğaz'ın maviliği, yalılar, köprü, Ortaköy ben de o vauww hissiyatını yaratmıştı. Çok etkilenmiştim. Aynı şeyi Paris'te de yaşadım. Ama Londra'da bu olmadı bana. Bence o kadar da güzel bir şehir değil. Eskiden çok endüstriyel bir kent olduğu belli. Şehrin genel rengi olan "kahverengi" insanın gözüne çarpıyor (bence...). Ama neden bilmiyorum, insan kendini yabancı gibi hissetmiyor burada. Londra bir insan olsaydı arkadaş canlısı birisi olurdu gibi geldi bana. Keşfettikçe sevebileceğiniz birisi. İçine girdikçe daha da çok keyifleneceğiniz. Nitekim bana öyle oluyor. I love London :)

No comments: