Saturday, November 8, 2008

Alışveriş Merkezleri-Ağlayan Kent-Ben

Manila, manila... Asya'nın en kalabalık metropollerinden birisi. Çılgın bir yer, manyak bir yer.. Sıfat bulamıyorum Manila için.

Ama bence Manila ağlıyor. Gözyaşları süzülmüyor sadece, Manila hüngür hüngür ağlayan bir kadın. Çok yıpranmış hayattan, çok çekmiş, gün yüzü göreceği zamanları beklemekle geçmiş tüm ömrü. Tam rahata kavuştum derken bambaşka sorunlar çıkmış karşısına. Manila gerçekten ağlıyor ama şehrin kaosundan, gürültüsünden, pisliğinden kimse duymuyor onun sesini.

Manila malesef gelişen bir ekonominin kurbanı oluyor. Gelişmek burada yüksek binalar, alışveriş merkezleri olarak algılanıyor. Alışveriş merkezlerini oldum olası sevmedim. Bana çok yapay geldiler. Ara sıra gitmek fena olmayabilir, ama oralar sanki bizi yaşadığımız şehirden kopartıp içine çeken kara delikler gibi geliyor. Fazla mı abartı oldu? Belki de.. Manila'da herşey bu merkezlerde dönüyor. o kadar çok var ki... Evimin yakınında 10 tane filan vardır sanırım. Hepsi birbirinin aynısı, birbirlerinden farklı olsalarda. İçinde gezen yüzlerle binlerle ifade edilen insanlar. Gürültü her tarafta, tanıtım yapanlar, ortalıkta koşan çocuklar.

Manila'da yürümek mümkün değil, hava çok kirli, çünkü her yerde arabalar var. Alışveriş merkezlerinin her tarafında koskocaman katlı otoparklar var. Trafiği allak bullak eden bu koca canavarlar bu şehri yemiş bitirmiş. Dedim ya, hayat onların içinde dönüyor. Evinizden çıkıyorsunuz, taksiye biniyorsunuz ve merkezin kapısında iniyorsunuz ve hoop hemen içeri.. İşiniz bitti mi? Hemen çıkıyorsunuz tekrar taksi ve eve. Eksik olan ne burada biliyor musunuz? Yaşadığınız kent ile kaynaşma. Şehirdeki herşey insanlar bu merkezlere gidebilsin diye yapılmış sanki. Heryer de köprülü kavşaklar var. Çünkü herşey bu canavralara hizmet ediyor. Manila istediği kadar ağlasın. Herkes bir şeyler almakla o kadar meşgul ki, kimse onu duymuyor bile. Bilmiyorum, bu canavarların buradaki yoğunluğunu ne kadar yansıtabildim, ama hayal edebileceğinizden çok daha fazla.. (lütfen wikipedia'dan bakınız: Mall of Asia.. gurur kaynağımız burada...,)

Arabaları sevmiyorum, araba almayı düşünmüyorum hiç..
Alışveriş merkezlerini sevmiyorum, gitmemek için elimden geleni yapıyorum.

Köprülü kavşaklar, tüneller her yerde yine. Trafiği bunlar çözebiliyor mu gerçekten? Her yere yol yapmakla nereye ulaşmaya çalıştıklarını anlamıyorum. Ayala bulvarı işyerimin olduğu cadde. En yürünebilir cadde diyebilirim. Kalabalık saatlerde nefes alınamıyor ama diğer saatlerde fena değil. O caddede kısacık bir mesafeyi bile yürürken bilmem kaç kere alt geçite iniyorsunuz. Neden? arabalar rahat gitsin diye. Tüm kaldırımlar demirlerle çevrili. Bir akşam hiç unutmuyorum. Saat 21 civarında Ayala boyunca yürüyorum. Nereye gittiğimi hatırlamıyorum. Bir. dört yol ağzına geldim. Minicik bir sokağın karşısına geçmem gerekiyor. Tüm kaldırımın etrafı demir parmaklıklarla çevrili. Korkuluğun bittiği noktayı göremiyorum. Alt geçidi gece olduğu için kapatmışlar. Korkuluk boynca yürümeye başladım, bir arka sokağa yöneltti beni, neredeyse yolun yarısını geri dönmek zorunda kaldım sırf karşıya geçmek için. Ama araba olsaydım böyle mi olacaktı?

Ankara'ya uzun zamandan beri gitmiyorum. Okuduğum kadarıyla, Ankara'nın da her yeri aly geçitler ve tüneller ile dolmuş taşmış. Şehrin içinde araba ile giderken, ketni hissetmekten ziyade otoyolda gidiyormuşsunuz gibi hissediyormuşsunuz. Bunun adı da hizmet oluyor. İnsanları kentlerinden sokaklarından koparmak.. Ve ankara'yı da alışveriş merkezi denilen canavarlar yemeğe başlamış bile??? İstabul'da aynı kaderi paylaşacak gibi.. Kentlerimize sahip çıkmamız lazım. Ben en sahipsiz kalmışını gördüm burada.. ve bu kent hüngür hüngür ağlıyor ama kimse onu duymuyor malesef...

Ben...

Sevmiyorum,

Arabaları sevmiyorum, araba almak istemiyorum hiç..
Alışveriş merkezlerini sevmiyorum, elimde olsa hiç gitmeyeceğim
Televizyonu hayatımdan çıkaralı 4 sene oldu, sevmiyorum onu da..
Kavşakları, otoyolları kent içinde görmekten nefret ediyorum. Onların yüzünden yürüyemiyorum. Hepsi şehrin dışında olmalı, içinde değil!!
Zincir mağazaları sevmiyorum, çeşitliliği yok edip, herşeyi sıradan hale getiriyorlar. Büyük oldukları için küçük ve sevimli olanı bir lokmada yiyorlar..
Plazaları sevmiyorum, onlar da çok izole geliyor bana..

Marketing benim neyime ya?? Ne işim var benim marketing ile, kendimle çeliştiğimi hissediyorum..

1 comment:

Anonymous said...

Resimlerine baktım Manila'nın, anlattığın gibi aynen, çok büyük ve hareketli bir şehir. Ağlayan kadın benzetmeni çok beğendim.

Ağlayan kadın şehirlerin yazgısı bu olsa gerek. İnsanlar vermekten ziyade alıyor, alıyor, tüketiyorlar, zaten ruhu kalmayan şehirler, ruhsuz kadınlara da dönüşecekler zamanla. Ağlamak bile şu anda iyi bişi demek ki, o da bir tepkidir nihayetinde.

Çok güzel bir betimleme yazısı olmuş, teşekkürler